4 Kasım 2013 Pazartesi

Ayrılığın Anatomisi - Yalnızlığın Evrimi

Bir yalnızlık girdabı alıp başını gidiyor çağımızda,

Herkes yalnız, herkes hüzünlü biraz,

Mutluluk gündelikleştikçe hüzün biraz daha derinleşiyor yüreklerde,

Usta ellerden çıkmasa da hayaller,

Yargılanan ve de cezalandırılan geçmiş oluyor hep o yüzlerde.

Nereye?

Nasıl?

Ve neden gittiğini bilmeden koşuyorlar,

Yalnızlıkların prensesleri,

Prenslerini unutarak…

Bir aşkın anatomisini çıkarmak en zor şey olsa gerek. Benzemez kendisinden önceki hiçbir aşka. Ve de benzemeyecektir kendisinden sonraki bir aşka. Söz konusu aşk olunca yalnızlık aşkın tanımında başlar önce. Her aşk yalnızlıktır. Ve her aşk yalnızdır sevgi coğrafyasında. Tanımlar, betimlemeler bir birine girse de aşkın gücü ancak yalnızlığa yeter.

Oysa seni seven bir yürek var mıdır demeden giderler, beklenmedikleri yerlere… Yine de bekleyen çıkacaktır, yolunu kaybedenlerden birisiyle başlar bu serüven. Oysa bir ihtimaldir, beklenen olmak ve daha düşük bir ihtimaldir bekleyenin olması. Ama aşkın anatomisinde yoktur, sıfır ihtimal. Kaçtıkça bulunmazlar, ama kaybolmasını bile beceremezler.

Seviyorsan eğer zaten haksızsındır. Haklı olmak değildir senin sevginin âmâcıda, seviyorsan kabullenmektir acı ama korkunç gerçeği… Ayrılıktır sevmenin sonu. Sevgin acı verecektir yapmadıklarından, beklentiler farklılaşacaktır. Sen onda sevgi beklerken, o senden ayrılık isteyecektir. Seni delicesine severken o senden çıkıp gidecektir.

Oysa kal diye başlamıştır bütün aşklar bir yerlerde. Gidecek olan sevendir ama hiç birisi göze alamadan gitmeyi, sevilen arkasına bile bakamdan elveda demiştir hep. Sevilen sevse de kaybedeceği bir şey yoktur ama ayrılık adına söylenmesi gereken sözler ona verilmiştir aşklarda. Asla rollerini oynamakta zorluk çekmezler. Aşkın ayrılık rolünü üstlenirken sadece kaçırdıklarına değil, kendilerine üzülürler. Seven haksız olduğu müddetçe sevilen haklı olur hep. Haklı üzülür, sevense katil edasıyla sevmeye devam eder. Masumiyet ancak sevilene yakışmıştır aşklarda. Ve kutsal suç sevmektir.

Düşün sen sevgini sonsuzlukta tanımladıkça, o sevgisine sınır koyar. Birer birer san sunduğu iyi olan ne varsa hepsini birden almaya kalkar. Önce masum öpüşmeler gider, sonra teninin sıcaklığı, avuç içinin teri yok olur bedeninde. Birde bakmışın ki o gözler, derin, saf, sade gözler sana bakmaz olur. Artık elinde olan sadece senin sevgindir. Başa dönmüşündür bu oyunda. 

Direnmektir aşkın adı dersin hep yüreğinde, düşen her kale yıkılan kumdan bir heykele benzeyecektir. Harcına sen sevgini katsan da o sevildiği için üzgün gözyaşlarını katacaktır senin yapıtına. Ne kadar uğraşırsan uğraş o yalnız ve yalnız yıkacaktır. Yıkması da gerek yıkılmaması için. Yoksa layık olma meselesi girer devreye. Her ne kadar seven suçluda olsa, sevilen asla layık değildir o sevgiye. Aşkın garip bir kuralı olsa gerek. Kim bilir bu oyunda bir dengedir sadece. Ama ne olursa olsun kaybeden hep sevendir.
Haklılık mı girdi devreye. Haksızda sayılmazlar hani. Sen seviyorsun diye aşk tanrıları o da sevecek diye bir kural koymamışlardır bu oyuna. Hakları da buradan gelir zaten. Sen yıktıklarınla yargılanırsın hep. Değil bir gün bir yıl geçse de sen hep suçlusundur. Oysa seven unutur, sevilense hatırlatır. Seven affeder, sevilense vurur. Seven güvenir, sevilense ağlatır hep. 

Bu oyun hiç bitmez. Kuralları baştan konulsa da hep başa sarar. Sevilen sevilmekten gocunsa da sevenden kopamaz. Sevdiğinden değil oysa sevgisizliğindendir. Bir gün sevilen sevmese de daha çok sevildiğini anlarsa kopar ancak senden. Sen kaybedilenlerin peşinden mesela bir tatlı “Günaydın” sözünü elde etmek için çırpınırsın o ise sanki yeni tanışıyormuş gibi devam eder hayata. Gezer, dolaşır. Sanki sana inat ama aslında içinden geldiği için gider eski sevilerin yanına. 

Sen sevgi namına bir söz söylersin doğrudan bile olmasa, hemen duyarsın en ağır sözleri beyninde aksederek. “Sen ne yapıyorsun” der başlar o bitmek bilmeyen yargılama. Sen suçlanmışındır bir kere ve asla kendini aklayamazsın. Bir an olsun kendini savunmaya kalkarsan o geçmişin yüzüne vurulur. Yettiklerinle değil, yetersizliklerin karşına çıkar hep. Sen şusun ya da sen şu değilsin diye başlar artık her cümle.

Her yargılamada sen hep suçlu çıktığın için, yapacağın pek fazla bir şey de kalmaz. Hani bazen suçsuz olsan dersin ki hata bende. Ama hep suçlu olduğun için hata var mı yok mu diye muhasebe yapmadan, gidenin peşine düşersin. Ne gururun kalmıştır geride, nede şerefin. Duymuşundur en ağır sözleri gurur adına ne kalmışsa kırıla kırıla. Oysa sadece ve sadece sen özür dilersin ve yine sadece sen dua edersin aşkın tanrısına daha fazla üzülmesin diye. Aklın tutulmuştur. Yüreğinse pas tutmaya başlar. Artık ne başkasını sevebilirsin, nede sen onu unutabilirsin. Peşindesindir ama korkaksındır. Benliğinden geriye sadece korkudur. Ne kadar güçlü olursan ol, sen bir yıkık viranesindir. Ve onun hayatında dolaşan kimsesiz bir avaresindir artık. Karşısına çıkacak ve seni seviyorum diyebilecek cesaretten yoksunsundur. Oysa gözler ve gözlerin asla yalan söyleyemez. Sen ona söylemesen de o anlar ve bir kez daha mahkeme kurulur onun yüreğinde. Karar açıklanmaya bile gerek kalmaz. Suçlusun, suçlusun!

Geceler bitmek bilmez. Sen yalnız olduğun sürece karanlıklar üstüne gelir. Bir “canımın içi” sözcüğüydü oysa aydınlatan geçmişi. Sen hatıralara daldıkça, sevinin çırası tutuşur. Körüklenir sevdan. Ama çoktan uyumuştur tıpkı şimdi ki gibi. Düşünürsün hep “Seni seviyorum” derken ya sevmeseydi dersin! Oysa inkâr başlar, yalan başlar! Önce teninin sıcaklığı iğrenilecek hale gelir, öpüşmeler yadsınır hep, avucunun o kurumayan teri ise koskoca yalandır artık. Çok mu gittin üstüne ya bunlar ne diye? Önce yanılgı olur, biraz daha mevzi kaybeder en fazla bir dönem sevmişim der! Hepsi o kadar da değildir. Sen yine suçlusundur sevdiğin için şimdi. Ve birden onun sevgisinin katili olursun. Bitiren sensindir onda ki sevgiyi. Ve tekrar mevzi savaşı başlar sen kabul etmesen de bu savaşı ve son söz bıçak yarası gibi keser “Sana ben, beni sev mi dedim” der! Yıkılmışındır, söylenecek sözler olsa da çoktan boğazında düğümlenmiştir. 

Sonuçta dersin hep ben seviyorum diye. Oda der bana ne! Bütün hikaye burda başlar burda biter oysa. Sen sevmişsindir. Değiştirecek kadar güçlü olsan dünyayı ne faydadır.Sen yinede yılmazsın devam edersin , uğruna şiirler yazar, destanlar oluşturursun. Hatayı kendinde ararsın! Kopmasın diye senden sen kendini değiştirmeye başlarsın. Bir bakmışın ki yeniden yaratmışındır ama işte o gün giden ve de hep sevilen yoktur hayatında. Oysa sen çıkarmasan da hayatından o başkasını almıştır. Sana kalan bu aşkı ölümsüzleştirmek, destanlaştırmaktır. Ve sen durmadan yazarsın hep “Ayışığı Efsanesi”ni… O durmadan okur! Ama sadece okur! Bir an belki eli telefona gidecektir kim bilir? Ama umut namına konuşmak istemez! Sanar ki konuştuğu her söz umuttur! Oysa seven bunu böyle anlamayacaktır. Seven dese de bir deprem geçiriyoruz, bir vurgun yedik. Zamanla kapanacak tüm yaralar, sevilen sanar ki aynı acıyı yeniden çekecek! Sevilenden geriye kalan yıkılmış bir binadır. Sevilen bitaptır, sevilen hüzündür ve sevilen hastadır hep! Sevense ölmüştür artık! Seven savaştan çıkmış bir şehirdir ve sevilen ise onun şehrinde sadece bir binadır. Taşır bütün yükü ve de acıyı yüreğinde! Seven bekler hep bir umutla yeniden ve zamanla yaralarını sarmayı ama bir bina vardır ki yüreğinde o acı hep onu yıkar yeniden! Seven umudunu yitirmese de sevilen bitmiştir artık bir merhaba ile başlayan sözcüğünün arkasına sadece ve sadece sevenden aldığı gururu ve şerefi iade bile edemez. Çünkü sevenin artık şerefi yoktur. Çok değil birkaç gece önce onu ondan almıştır seven! Hem de en ağır sözlerle, ağza alınmayacak hakaretlerle. Fakat seven sineye çekmiştir bu sözleri. Bina çökmesin diye, birkaç gün sonra umut olan ilk tadilatına sağlam girsin diye. Seven biliyordur ki o tadilat bir tutkudur sevilenin yüreğinde. Ve seven bunun için susar ve hep susar suçluymuş gibi. Oysa seven sadece can suyuna hasrettir, gözyaşlarına eklenecek bir kez olsun “haklısın” sözcüğünü harç yapacaktır o virane şehrine. Sevilense gidecektir. Belki de ilk yıkık gidişi olacaktır bu şehirden geride kalarak! Ama asla son olmayacaktır!

Seven beklerken bir şeyleri, yazarken “Ayışığı Efsanesini”, uykusuz gecede sigara dumanıyla boğarken hayallerini sevilen sadece kalktığını bunu okuyacak ve bir şey yapmayacaktır. Sevenin umudu yoktur, sevilenden yana, sadece her şeyi, unutarak ama sıfırdan başlamak her şeye. Acıları geride bırakarak der. Oysa sevilenin gururu bir kez daha güçlüdür, sevenin gururu en son kendisinde kaldığı için! “Sen şerefsizsin” dediği için. İşte sevenin yüreğinde ki derin acı…



20 Kasım 09'
04:45 Niğde

Gökhan ÖZBEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder